Mülteciler için Sosyal Kooperatifçilik

Ezgi Ergenç – Eda Kayadibinlioğlu – Murat Okur – Özge Elif Özer

1 Mayıs 2019

ARKAPLAN

Sosyal kooperatifler, toplumsal olarak dışlanmış grupların güvenceli çalışma yoluyla topluma yeniden dahil edilmesini amaçlarlar (CICOPA, 2004). Sosyal bir kooperatif olan Genç İşi Kooperatif, 2015 yılından bugüne Avrupa Birliği (AB) refah devleti modellerinde sosyal içerme işlevi üstlenen diğer sosyal kooperatiflere birlikte Türkiye’de bu ihtiyaca yönelik alan açılması için uluslararası ağ oluşturma ve yaygınlaştırma çalışmaları yürütmektedir. İncelenerek raporlanan ve ulusal ölçekte yaygınlaştırılan bu çalışmalar arasında: Sivil Düşün AB Programı desteğiyle gerçekleştirilen İtalya, Belçika, İspanya, Hırvatistan dayanışma ağı örnekleri ve Hollings Center işbirligiyle ABD, Tunus, Lübnan dayanışma ağı örnekleri bulunmaktadır.

Genç İşi Kooperatif, toplumsal olarak dışlanan 5 hassas gruba yönelik sosyal kooperatifçilik strateji belgesi üretmiştir. Bu sosyal gruplar arasında: engelliler; ücretsiz ev emekçileri; işsiz ve örgün öğretimde olmayan gençler (NEET); mülteciler; kent çeperinde yerleşik gruplar bulunmaktadır. Üretilen stratejik belgeler, Genç İşi Kooperatif’in konu hakkındaki kurumsal tutumunu ve yöngörüsünü yansıtmaktadır. Bu strateji belgelerinin içerdikleri eğitim, kapasite geliştirme ve savunu faaliyetleri, yurtiçinde ve yurtdışında bulunan sosyal dayanışma ekonomisi ağlarının destekleri ve işbirlikleri sayesinde uygulanacaktır.

Bu strateji belgeleri Genç İşi Kooperatif'in konu hakkındaki kurumsal tutumunu ve yöngörüsünü yansıtmaktadır.

MEVCUT DURUM

Türkiye jeopolitik konumundan ötürü tarih boyunca farklı ülkelerden gelen mültecilere ev sahipliği yapmıştır. Günümüzde ise geçici koruma statüsünde bulunan 3,5 milyon Suriyeli ve yaklaşık 500.000 diğer uyruklu mülteci Türkiye’de yaşamaktadır (UNHCR, 2019). Suriyeli mültecilerin istihdam olanaklarına ve koşullarına yönelik çalışmalar ve yasal düzenlemeler, ekonomik sorunlara binaen değişerek devam etmektedir. Örneğin, Ocak 2016’da yayımlanan ‘Geçici Koruma Sağlanan Yabancıların Çalışma İzinlerine Dair Yönetmelik’ ve Nisan 2016’da yayımlanan ‘Uluslararası Koruma Başvuru Sahibi ve Uluslararası Koruma Statüsü Sahibi Kişilerin Çalışmasına Dair Yönetmelik’ ile birlikte Türkiye’de kayıtlı olan mültecilerin iş hayatına erişimi için önemli bir adım atılmıştır. 2010-2017 yılları arasında Suriyeliler tarafından yaklaşık 8000 şirketin kurulması (TEPAV, 2018) da Suriyeli mültecilerin ekonomik hayata katılımının önemli göstergesidir. Suriyeli nüfus arasında, Türkiye’de çalışma çağında olan yaklaşık 2,2 milyon (GİGM, 2019) mülteci olmakla birlikte yasal düzenlemelere rağmen yalnızca 27.930 Suriyeli mültecinin çalışma izniyle çalıştığı raporlanmıştır (Yeni Çağ Gazetesi, 2018). Dolayısıyla farklı sosyal statülerde bulunan Suriyeli mültecilerin ekonomik hayata güvenceli ve kayıtlı katılımında  toplumsal eşitsizlikler göz ardı edilemez.

Suriyeli mültecilerin çalışma hayatına yakından bakıldığında ise, çeşitli yasal engellerden dolayı daha çok emek yoğun sektörlerde kayıtsız şekilde ucuz ve vasıfsız işgücü olarak çalıştırıldıkları görülmektedir. Bu sektörlerin başında tekstil, mevsimlik tarım işçiliği, hayvancılık, inşaat ve hizmet sektörleri gelmektedir (Kaygısız, 2017).  Resmi olmayan koşullarda çalışmak beraberinde güvensiz iş koşullarını, uzun saatler mesaide kalmayı ve asgari ücretin altında maaşa tabi olmayı getirmektedir. Buna ek olarak, kayıtsız çalıştırılan mülteciler çoğunlukla hak ihlallerine maruz kalmakta, maaşlarını alamamakta, her an işten çıkarılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Elbette Suriyeli mülteciler arasında servis, tekstil ve gıda gibi sektörlerde eğitimli, vasıflı ve çalışma deneyimine sahip kişiler bulunmaktadır ancak bu sektörlerdeki resmi olmayan kayıt dışı istihdamın yaygın olması ve işyerindeki hak ihlalleri  gibi olumsuz ve sömürgeci iş koşulları sebebiyle birçok kişi ya Avrupa’ya göç etme eğilimindedir ya da Türkiye’de çalışma hayatından uzak kalmaktadır (Kaygısız, 2017). Çalıştıkları sektörler ve yasal sınırlamalar dolayısıyla ancak dönemsel olarak iş bulabilen Suriyeliler, piyasadaki krizlerden ilk etkilenen dezavantajli gruplar arasında oldukları için uzun süreli işsizlik ile karşı karşıya kalabilmektedirler. Suriyelilerin kayıt dışı ve resmi olmayan yeraltı piyasasında çalışmak zorunda bırakılmaları, Suriyeli mülteci çocukların da çocuk işçiliğine itilmesine neden olmaktadır (Yıldız ve Yıldız, 2017).

Suriyeli mültecilerin nitelikli işgücünün kayıtlı istihdamı önünde bir çok engel bulunmaktadır. Bu engellerden biri de yabancıların çalışmasının yasak olduğu mesleklerin bulunmasıdır. Bunlar arasında diş hekimliği, hastabakıcılık, ebelik, özel hastanelerde sorumlu müdürlük, eczacılık, noterlik, kaptanlık, veterinerlik, avukatlık gibi meslekler bulunmaktadır (Kaygısız, 2017, s.6). Mültecilerin resmi ve kayıtlı istihdamı önündeki diğer engeller arasında toplumsal önyargılar ve nefret söylemleri (Özservet, 2017), Türkiye vatandaşları arasındaki işsizlik oranlarının yüksek oluşu, belgelendirme eksikliği, mevzuata ilişkin bilgisizlik, dil engeli ve kültürel farklılıklar sayılabilir.

Ek olarak, ev işleri ve çocuklara bakma sorumluluğunu yüklenen Suriyeli kadınların ise tam zamanlı işlerde çalışmasının erkeklere oranla daha zor olduğu gözlenmektedir. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’ nin yaptığı ihtiyaç analizine göre (UN Women, 2018) Suriyeli kadınların büyük çoğunluğu daha önceden Suriye’de de çalışmadıklarını belirtmiştir. Türkiye’de ise %85’i çalışmıyor durumda ve çalışmayanların %83’ü iş aramamaktadır. Bu araştırmaya katılan kadınların yalnızca %10’luk bir kısmı, düzenli ve geçim kaynağı olarak görülebilecek işlerde çalışabildiklerini belirtirken %5’i düzensiz ve mevsimlik işlerde çalıştıklarını belirtmişlerdir. Dolayısıyla, çeşitli toplumsal eşitsizliklerin katlanmasıyla birlikte Suriyeli mültecilerin çalışma hayatına ve sosyo-ekonomik sorunlarına sürdürülebilir çözümler getirilmemiştir.

Suriyeli mülteciler çeşitli yasal engellerden dolayı daha çok emek yoğun sektörlerde kayıtsız şekilde ucuz ve vasıfsız işgücü olarak çalıştırılmaktadır. Bu sektörlerin başında tekstil, mevsimlik tarım işçiliği, hayvancılık, inşaat ve hizmet sektörleri gelmektedir.

ÜSTÜN UYGULAMALAR

  • Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), mülteci kadınların Fas gibi ülkelerde üretici ve hizmet kooperatifleri geliştirmelerine yardımcı olmaktadır. Danimarka Mülteci Konseyi, Uganda’da bulunan mülteci kamplarında üretici kooperatiflerinin kurulmasını teşvik ediyor. Batı Şeria’da, ‘Kalandia Mülteci Kampı Kadın El Sanatları Kooperatifi’, el sanatları, meyve kurutma, terzilik, yorgancılık ve diğer aktivitelerle Filistinli kadınların gelir elde etmesini sağlarken; aynı zamanda da muhasebe gibi mesleki eğitimler almalarında yardımcı olmaktadır. Ayrıca bir anaokulu ve kreş işletmektedir. (ILO, 2018).
  • Hope Sığınmacı Kooperatifi, anaokulu olarak Fas’ta Yemenli mülteciler tarafından Fas’lı ve Yemenli çocuklara hizmet sağlamak üzere kurulmuş bir kooperatiftir. 2016 yılında Fas’ta mültecilerin kooperatif kurabilmesinin önünü açan yasal düzenlemeye göre kooperatiflere vergi muafiyeti ve mikro kredilere erişim de sağlanabilmektedir.
  • Ruah Kooperatifi, Bergamo’da mültecilere dil eğitimi, okuma-yazma kursları ve entegre olmalarını kolaylaştırmak için çeşitli eğitimler vermektedir. 2015 yılında 18.000 mülteciye bu olanakları sağlamışlardır.
  • Welcommon Hostel, Yunanistan’da çeşitli devlet kurumu ve Wind of Renewal sosyal kooperatifi işbirliği ile açılarak ve 2016’dan bu yana 500’den fazla mülteciye konaklama imkanı sunmaktadır. Hostel’in en önemli özelliği mülteci çocukları normal okullara yazdırıp, ebeveynlere halk içinde çalışma olanakları sağlamaktır. Farklı uzmanlık alanları olan 30 kişinin çalıştığı hostelde, mültecilere iş bulma ihtimallerini artıracak olan destek eğitimleri de verilmektedir. (Chrysogelos, 2019)
  • Anka Kooperatifi, Suriyeli mültecilerin kilimler ve geleneksel el sanatları üretilmesiyle kendi kendini güçlendirmenin ve toplumsal entegrasyonun gerçekleşmesinin yolunu açan bir kooperatiftir. 2012 yılında kurulmuş olan kooperatif, 2020 yılına kadar 20 binden fazla mülteciye ulaşarak onları güçlendirmeyi ve eğitim vermeyi hedeflemektedir.
  • Vesta, Mülteciler İçin Ev Sahipliği Yapan Aileler Projesi, ‘Camelot Sosyal Kooperatifi’ tarafından yürütülen sosyal bütünleşmenin artması ve ayrımcılığın azaltılmasına yönelik yeni bir topluluk modeli oluşturmayı amaçlayan bir projedir. İlişkisel bir sistem aracılığıyla toplulukların birbirleriyle bütünleşmesini ve entegrasyonun doğal yollarla sağlanan bir sistem üzerine oturtulmasını desteklemektedir.
  • Camelot Sosyal Kooperatifi, mültecileri kendi kooperatiflerini kurmaları için teşvik etmeyi amaçlayan bir proje uygulamasıdır. Proje sonunda on tanesi kooperatif olan on iki işletme kurulmuştur. Proje, kooperatif ilkelerini ve kooperatiflerin nasıl yönetileceği konusunda eğitim kurslarının verilmesini amaçlamaktadır.
  • SADA Kadın Gelişim ve Dayanışma Merkezi, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Sığınmacı ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD) işbirliği ile Gaziantep’te sürdürülen ‘Suriyeli Kadın ve Kız Çocuklarının Dayanıklılığının Artırılması Projesi’ kapsamında kurularak eğitimler vermektedir. Bu eğitim atölyelerinde üretilen ürünlerin, kadınlar tarafından pazara sunulması için mülteci kadınların ve Gaziantepli kadınların birlikte ortak olacakları bir kadın kooperatifi kurulmuştur. Bu kapsamda yapılan girişimcilik kursu da ilk mezunlarını 2019 Ocak ayında vermiştir (ILO, 2019).

TÜRKİYE BAĞLAMINDA GZFT ANALİZİ

GENÇ İŞİ KOOPERATİF'İN YÖNGÖRÜSÜ

Mevcut iş piyasasında resmi olarak iş bulamayan mültecilerin, dayanışma ekonomisinin en önemli unsurlarından olan kooperatifler aracılığıyla kendi kendine yeterliliklerinin arttırılmasının mümkün olduğu savunulmaktadır. Bu bakımdan yukarıda bahsedilen mevcut koşullar altında mülteciler için kooperatifleşme tahayyülü şu şekilde açıklanabilir:

  • Mültecilerin kooperatifleşmesi için öncelikli olarak kooperatifleşme alanları ve hedef grupların belirlenmesi gerekmektedir.
  • Suriyeliler ile Türkiye’deki diğer mülteci gruplar arasında toplumsal içerme, kültürel ve sosyal bağlar, ekonomik durum, gelecek planları vb. farklılıkların kooperatifleşme sürecinin sürdürülebilirliği noktasında hesaba katılması gerekmektedir.
  • Mültecilik durumu kısa süreli olabileceği gibi uzun süreli de olabilmektedir. Farklı sürelerle Türkiye’de şartlı mülteci statüsü ile bulunan İranlı, Iraklı, Afgan, Somalili, vb. mültecilerin de kooperatifleşme yolu ile kayıtlı ekonomiye dahil edilmesi düşünülebilir. Fakat hem nüfusça fazla olan hem de Türkiye’de uzun süreli kalmaya yönelik motivasyonu olabilen Suriyeli mülteciler ile kooperatifleşme çalışmasının daha sürdürülebilir olduğu düşünülmektedir.
  • Olası bir kooperatifleşme faaliyeti için pilot il olarak Genç İşi Kooperatif’in merkezi olması ve Ege Bölgesi’nde de en çok mültecinin ikamet etmekte olduğu il olması sebebiyle İzmir ili seçilebilir. Uluslararası koruma sahibi kişilerin İzmir ilinde ikametine izin verilmemesi sebebiyle Suriyeli mülteciler öncelikli hedef kitle olarak belirlenmiştir.
  • Özellikle Suriyeli kadınların çocuklarına bakacak bir kişi/kurum olmaması sebebiyle çalışamadıkları düşünüldüğünde, ihtiyaç olan alanlardan biri de okul öncesi çocuklar için bakım/ eğitim hizmeti sunacak bir kooperatifin kurulabilecek olmasıdır. Bu hizmet, aile içindeki yaşlı ve engelli bireyler gibi desteğe ihtiyacı olabilen diğer gruplara yönelik de geliştirilebilir.
  • Savaş dolayısıyla sakatlık ve engel gibi durumların ortaya çıkması sebebiyle çalışamayan ancak uygun koşullar oluşturulduğunda çalışma motivasyonu olan kişilerin ve/veya aile üyelerinin, risk altındaki mültecilerin (yalnız yaşayan kadınlar, LGBTIQ+ mülteciler, okul dışı kalmış ve eğitimine devam edememiş 18+ kişiler vb.) de öncelikli olarak ortak olabileceği bir kooperatif mekanizması kurulabilir.
  • Bu sosyo-ekonomik öncelikler ve ihtiyaçlar doğrultusunda, üretim ve buna eklemlenen bir hizmet kooperatifi olarak ortaklarına fayda sağlayan bir sosyal kooperatif yapısı öngörülmektedir. Bu süreçte atılacak adımlar öncelikli olarak:
    • İzmir iline kayıtlı mültecilerin topluluk oluşturma süreçlerinin desteklenmesi,
    • Kooperatif modeline ilişkin bilgilendirme yapılması,
    • Danışma toplantıları düzenlenmesi,
    • Gönüllülük esasıyla kurucu ortakların belirlenmesi,
    • Kuruluş ve uygulama süreçlerinin desteklenmesi/sürekli eğitimler olarak öngörülmektedir.